10 Haziran 2018 Pazar

Ronaldo mu, Messi mi?


Aslında bana göre elma-armut kıyaslaması kadar anlamsız bir kıyaslamadır Ronaldo mu, Messi mi kıyaslaması... Sebebini yazının sonunda söyleyeceğim. Önce bu iki futbol yıldızını yakından tanımaya çalışalım:
Ronaldo… Yoksul bir ailenin yetenekli oğlu olarak doğar. Futbola olan yeteneği onu henüz 7 yaşındayken Andorinha kulübüne taşır.
İlk antrenörlerinden Francisco Afonso kendisi için şunları söyler: "Başından beri onda özel bir şeyler vardı, bunu görebiliyordunuz. Küçüktü ama çok azimliydi. Defans olarak başladı ama kısa süre içinde farklı yerlere geldi. İki ayağını da çok etkili kullanabiliyordu. Teknik ve çok hızlıydı. En önemlisi de antrenmanları asla aksatmadı. Her zaman topu isteyen oydu. Futbol onun her şeyiydi ve eğer oynayamıyorsa çılgına dönüyordu."
Ronaldo, süreçte mükemmel fiziği, doğuştan gelen yeteneği ve çalışma azmiyle bugün dünyada futbola ilgi duyan hemen herkesin saygı duyduğu yıldız bir futbolcu olmuştur.

4 Mayıs 2018 Cuma

Rüya Gerçek Olana Kadar


Dünyaya engelli olarak gelmiş olmasına ve her tür engele rağmen akademik kariyer yapmış bir engelliyim.

Çocukluğum ve bilhassa ilk gençlik yıllarım, televizyonda “engelli çocuklarınızı saklamayın, sokaklara çıkın, engelli çocuğunuz sosyal hayatın içinde olsun” anonslarını dinleyerek geçti. Her ne kadar ben, ailemin katkıları ile üniversite bitirecek kadar hayatın içinde olsam da onlar bu anonsları yapmakta haklılardı. “Engelli evladı saklamak”, önemli bir problemiydi ülkemin…
         
Bu anonslar, çok geçmeden hedefine ulaştı. Engelliler, sokağa attılar kendilerini… Onca çağrıyı yapanlar, haklılardı haklı olmalarına ama sokakların engellilere hazır olmadığı çok geçmeden anlaşıldı ve Türkiye’de engelli mücadelesi farklı bir boyut kazanmış oldu.

14 Mart 2018 Çarşamba

Her Şeyin Teorisi

Sinema, perdeye hayatı yansıtabilmesinin yanı sıra hem üreticisi, hem hitap ettiği kitle açısından aynı anda birçok konuda birikim gerektirdiği için önemli bir sanattır. Tıpkı kardeşi “tiyatro” gibi, bir takım ideolojilerin “av silahı” haline getirildikleri olsa da, seyircisinin önünde ufuklar açtığı yadsınamaz bir gerçek…
     Onunla aynı çağda yaşıyor olmaktan gurur duyduğum Stephen Hawking'in ölümünün ardından, yakın zamanda onun hayatı konu edilerek beyazperdeye yansıtılan  “Her şeyin Teorisi- The Theory of Everything” adlı filme dair tespitlerimi sizlerle tekrar paylaşmak istedim.

22 Ocak 2018 Pazartesi

Bir Paket Çikolata (Kısa Hikaye)


O gün karne günüydü. Bursa'da bir merkez okulda matematik öğretmeni olan Hacer Hanım, evden henüz çıkmamıştı. Okula gitmeden önce son hazırlıklarını yaparken oğlunun sesiyle irkildi.
"Bunlar ne anne?"
Odasından salona elinde tabletiyle gelen oğlu, masanın üstüne istiflenmiş kutuların içlerindeki 40-50 kadar çikolata paketini gösteriyordu. Hacer Hanım, söz konusu kutuları taşımayı kolaylaştıracak torbaya özenle yerleştirirken cevap verdi.
"Ha onlar mı? Biliyorsun 5-A sınıfının hem matematik hem sınıf öğretmeniyim. Bugün karnelerini dağıtırken öğrencilerime vereceğim birer tane... İstersen açayım bir kutuyu, bir tane alabilirsin. Fazla fazla var."

6 Aralık 2017 Çarşamba

Bir Formadan Çok Daha Fazlası



            Şampiyonluk için 14 yıl bekleyen o neslin bir ferdiyim. En son doğduğum yıl şampiyon olan Galatasaray, tam 14 yıl sonra, yani ben 14 yaşımdayken şampiyon olmuştu. Yani, ben bu armaya gönül verdiğimde kazanılan Türkiye Kupaları hariç lig şampiyonluğu görmemiştim.
            Bu şampiyonluk aynı zamanda, Ali Sami Yen’in “Türk olmayan takımları yenmek” şiarı ile kurulan Galatasaray için ertesi yıl uzun yıllar sonra o zamanki adıyla “Şampiyon Kulüpler Kupasında” oynamak demekti.
            İlk turda Rapid’i eledikten sonra 26 Ekim 1988’de İsviçre’nin N.Xamax takımının karşısına çıktık. İlk maç deplasmandaydı. O gece kaçırdığımız gollerle, sahaya giren teröristlerle, konsantrasyonu dağılan takımın son dakikada 2 gol daha yemesi sonucu maçın 3-0 kaybedilmesiyle bizim için berbat bir geceydi.

21 Eylül 2017 Perşembe

Bir “Maça Gidemeyiş” Macerası


En az otuz yıldır gerek Bursa içinde gerekse Bursa dışında yapılan spor müsabakalarının takipçisi, bir tekerlekli sandalye kullanıcısıyım. Futbol, basketbol ve voleybol başta olmak üzere spora olan ilgimi beni tanıyan herkes bilir.

Sözü çok uzatmadan direkt anlatalım. 24 Eylül 2017 Pazar günü saat 19.30’da Bursa’da oynanacak Bursaspor-Galatasaray maçına gitmek istiyordum.

Passolig sistemi çıktığından beri Bursa’da bir engellinin maça gitme süreci şu şekilde işler: Maç biletlerinin çıktığı gün engelli ya da engelliye refakat edecek kimse her ikisinin de passolig kartları ve engellinin aile ve sosyal yardım bakanlığına ait “engelli kartı” ile beraber stat gişesine başvurur. Her ikisinin de passolig kartına bilet işlenir ve maç günü engelli, varsa refakatçisi ile beraber maça gider.

Çalışan bir engelli olarak ben kendim o saatlerde gidemeyeceğim için, 21.09.2017 Perşembe günü biletin çıktığı sabah saatlerinde passolig ve engelli kartımı yanına alan babam, ikimiz için bilet işletmek üzere stad gişesine gitti.