19 Ekim 2011 Çarşamba

Mahmur'dan Abim Gelmiş

İki yıl önce yazılmış, bugüne ışık tutan bir yazı...  Kıymet Nadir BİNDEBİR'in kaleminden

 Ben senin, dağlarda 14 yıldır patates soyup, dereden su taşımış olabilme, askere, polise, bebeğe tetik çekmemiş olabilme ihtimalini de sevebilirdim ama; 2008 yılında yakalanan 9 bin 200 kilo eroin, 9 bin 400 kilo esrar, 569 kilo afyon, 100 kilo kokainin, paketlenmesinde bile çalışmadın mı be cigerim?

Ah cigerim, ah bana hiç benzemez kardeşim!

Ben senin ‘Barış Bilmemnesi’ olabilme ihtimalini de sevebilirdim ama; o 150 bin dolarlık cipleri, yılda 500 milyon dolarlık uyuşturucu kaçakçılığı, her yıl Türkiye’ye soktuğun 400 bin ton kaçak et, milyon dolarlık akaryakıt kaçakçılığı parasıyla almadın mı?
O son model ciplerde, Türkiye üzerinden TIRlarla Avrupa’ya sevk ederken havasızlıktan öldürdüğün Afganistanlı, Pakistanlı garibanların da kanı yok mu be kardeşim?
Senin ‘torbacı’larına önlem olarak ilkokulların önüne bile polis dikilmemiş olsaydı, kamyonda havasızlıktan öldürdüğün mültecileri çöp gibi tarlalara dökmemiş olsaydın, “Mağarada yıllarca zor koşullarda yaşadılar” cümlesi vicdanımı sızlatabilirdi bile...

Merhametim sevgimden güçlüdür benim, hoşlanmasam bile sana merhamet duyabilirdim.

AKP’nin “ Artık Nevruz’da, yanan lastiğin üzerinden, birlikte, elele atlayacağız“, “Çiğköfteyi aynı leğende birlikte yoğuracağız...” edebiyatına da inanabilirdim.

Benim şedit kardeşim! Son gelişmelerde doğal bulduğum tek şey, AKPlilerin, ‘terörist’, ‘vatan haini’ dediğimiz seninle empati yapabilmesidir.

AKPKK koalisyonu olarak, aynı kaba zıçmakta tamamen haklısınız.
Çünkü; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1.maddesi, ‘terör’ü şöyle tanımlar:
“Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”

Bu tanıma göre, AKP bir terör örgütüdür.
Yedi yıldır yaptığı tüm icraat, yukarıdaki tanıma aynen uymaktadır. Sadece adı ‘parti’dir.
PKK’nın da aslında ‘örgüt’ değil, ‘siyasi parti’ (Partiya Karkare Kurdistan) olduğunu söyleyen Kürtçü liboşlar, AKP’yi ‘terör örgütü’ tanımından koruyan ‘siyasi parti’ etiketini PKK’ya da yapıştırma gayretindedirler.

Ah cigerim!
Bebeğin nüfus kağıdına, ırkını, etnisitesini doğduğu saat kaydeden ırkçı Amerika’dan gelen talimatla, “Amerika’ya Anahtar Teslim Mezopotamya Açılımı” yaptığını bilmesem, hala sana ‘Kürt’ derken rahatsız olmasam, bana yaptığın ırkçılık suçlamasına bile ses çıkartmayabilirdim.
Ama, ırkçının feriştahı efendilerin, Kuzey Irak’ı Türkmen-Kürt-Arap diye bölerken ırkçılık değil, ben “Türklük hem alt hem üst-kimliktir. Türküz” derken ırkçılık...öyle mi?
Bana ırkçı diyen dillerini yesinler senin!

Senin kaçak elektriğini, suyunu ödemekten anam ağlamasaydı, vallahi inanırdım şu “Analar ağlamasın...birlikte. ..elele.. .” martavalına.
Şu G3 denilen telefonlara, Diyarbakır’dan bir günde 3 milyon başvuru olmasaydı, kişi başına üç G3 telefonu düşmeseydi billahi “Güneydoğu’ya yatırım yapılmadı. İhmal edildi, en fakir bölge” hikayelerini de yutabilirdim. “Mahmur’dan abim gelmiş, hoş gelmiş” başlıklı yazılar attırabilirdim bu köşelere.
“Abime Bağkur’dan maaş bağlansın. Dağda geçirdiği yıllar hizmete sayılsın. TOKİ’den ev, OYAK’tan Röno verilsin” derdim. “Kamu’ya alınacak 32 bin yeni personel içinde, Kandil’den gelen kızkardeşime de kota açılsın” falan yazardım.
Ha, yoksa benim yazmama gerek yok mu, bunlar zaten sağlanacak mı sana?

Ah benim biji biji biji le le le le diye transa girmiş, bana hiç benzemez kardeşim! AKP’nin nekropolise çevirdiği memleketine hoşgeldin! Bak Norveç de yan çiziyor. Birkaçınızı ihraç edecektik, edemiyoruz. Norveçli seninle elele çiçek toplamak istemiyor, neden acaba?
Ya da efendilerinin ülkesine, Amerika’ya, İngiltere’ye gitmeye kalk bakayım. Vize formundaki “Bir terörist örgüte üye oldunuz mu?” sorusuna YES de bakayım, teey teey, gör başına neler gelir...

Ah cigerim, ah aklını ter gibi kafasındaki poşuya silmiş ebleh ve hayin kardeşim!

Sen sınırda 7 dakikada biten sorgunda kanlı ellerini yıkamış gibi yapacaksın, AKP seni yargılamış da suçsuz bulmuş gibi yapacak, hepbirlikte ‘savaş’ dediğin bölücü terör bitmiş gibi yapacaksınız. Böylece TSK’ya da, savunma harcamalarına da gerek kalmayacak, bütçeden savunmaya ayrılan payı da AKP cebellezi edecek, Cumhurbaşkanlığının, Başbakanlığın nereye gittiği belirsiz örtülü ödenekleri yüzde 1500 artırılacak, AKP çocuklarına üçer gemi daha alınacak, beşer tv kanalı daha kurulacak...

Ha! Bir de 8 bakanlık bütçesi kadar bütçesi olan Diyanet’e daha fazla ödenek aktarılacak elbette...

Bu arada TSK konuşsa sen ‘siyasete karışmakla’ suçlayacaksın, konuşmasa ben ‘sessiz kalmakla’. Her hal ve karda TSK suçlanacak yani.

Biz de moronuz ya, ekrana yapışıp AKP kamerasından seyredeceğiz olanları...Ah siz ne uyanık AKPKK koalisyonusunuz böyle!
Ne Şark tüccarısınız hepiniz!

Ah benim “Feda kültüründen” gelen, eli kanlı katillerin, aşiret ağalarının tecavüzüyle çocuk yaşta kadın olmuş, feda edilmiş, heba edilmiş kızkardeşim!
Sırf kadınlık-annelik üzerinden vallahi empati yapabilirdim seninle. Ajda, Sezen, Hülya ve püsküllü abajur gibi giyinen först leydiler için, senin kıyafetlerine bakarak yılın modasının anahatlarını verebilirdim;
“Boyunda fular yerine poşu, gömlek haki renk, dört cepli. Üst cepler kapaklı, alt cepler fermuarli. Altta haki renk dökümlü (drape) şalvar. Ayakkabı: Mekap.”
Fekat şimdi aksesuar olarak, bu kadınlara ne önerebilirim, emin değilim; “Üst ceplerde zula esrar-eroin, belde el bombası, elde kalaşnikof, çantada mayın” mı desem, ne desem...zaten bir kısmının mayını türbanında saklı.
Hani sinerji olsun, empati-sempati olsun diye giyerler mi, takarlar mı emin olamıyorum. Arkadan çekişli Terzi Cemil, cepte esrar aksesuarına ne der bilemiyorum.

Ah benim cigerim! Ah benim mesleği ‘mayın döşemek’, bana hiç benzemez kardeşim! ‘Vatandaş’a kurşun sıkmış ‘vatandaş’ım!
Tam zamanında geldin. Azerbaycan ve KKTC gibi iki Türk Devleti hariç, bütün komşularımızla ‘sıfır sorun’ yaşadığımız, ülke sınırlarını tartışmaya açtığımız (Bkz. Ermeni Protokolü) dönemde teşrif ettin. Her derdimiz bitmiş, geriye “Apo’nun kasık ağrılarını nasıl etsek de dindirsek, kadın göndersek yumuşar mı acep?” sorunsalı kalmıştı.
Ha bir de, “Apo’yu Bodrum’a Türkbükü Paşası mı yapsak?” diye düşünüyorduk.
Selahattin Duman, Bodrum sosyetesinin fırınlanmış hallerini yazmaktan, bir anda “Apo ve bıyıkları sahilde ultraviyole emiyorlardı”ya geçiş yapabilir mi, afallar mı onu konuşuyorduk.

Ah cigerim, ah aynı leğende birlikte çiğköfte yoğuracağım, kardelen mardelen toplayacağım kardeşim!
Benim barışçı, 15 yıldır dağda silahsız, piknik yapan ağabeyim!
Şimdi seni Cumhurbaşkanlığı Köşk’üne yemeğe de davet edeceklerdir. Porselenli, kristalli, gümüşlü sofralarda ağırlamak da isteyeceklerdir.
Git! Git ama, orada da kendi kurallarınla oyna!
Masaya keten örtüler, chemin de table falan serilmiş olabilir. Kaldırt, gazete kağıdı serdir. Cumhurbaşkanı’nı ‘Kürt töre, örf ve adetlerine karşı’ gelmekle, ‘burjuva adeti dayatmakla’ falan suçla.
Ay-yıldızlı tabak takımlarını çıkartmışlarsa, Köşk personelini ‘aşırı milliyetçilik’ le suçla. Yemekte Türk mutfağından nadide örnekler sunacaklardır. Köşk aşçısını ‘ırkçılıkla’ suçla.
Sen en iyisi yemeğin mönüsünü önceden Köşk’e ilet. Bir tas asker-polis kanı, yanına iki dilim de ekmek. Doğrarsın.

Hoşgeldin abi! Gelirkene sevkiyata ‘mal’, bavulda nakit de getirdin mi?

Kıymet Nadir BİNDEBİR
2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder