16 Ağustos 2018 Perşembe

Engelsiz Tatilin Ötesinde


Aslında meseleyi incelediğimizde derinlere gidebiliriz ama genel olarak kendimden hareketle yaptığım bir tespitle başlayayım.
Yaşım itibariyle ülkemizde engelli mücadelesinin, yaşananların 30-40 yıllık dilimine şahidim. Tekerlekli sandalye kullanan bir engelli olarak, bu işin “engelli çocuklarınızı eve kapatmayın; sosyal hayata onlarla birlikte katılın” ile başladığı günlerde ben zaten sokakta ve hayatın içindeydim. Sanki sadece çocuklar engelli olabilirmiş gibi. Hele ki her tür terörün şahlandığı bir ülkede.
“Sokaktaki engelli çocuk” olarak, çok sonraları sorulan soruları, daha o günlerde sorar durumdaydım:
“Sokaktayım; evet ama hani bana uygun yol; hani kaldırım; hani okul ve hatta hatta hani uygun tekerlekli sandalye?”

Bu aşamadan sonra arz-talep meselesi dolayısıyla bilhassa 1990 sonrası önemli mesafe kat edilmiştir. Bilinmelidir ki iyi olan her şey talep eden engelli bireylerin mücadelesi ile olmuştur ve halen gerçekleşmeyenlerse talepleri olması gerektiği gibi değerlendirmeyenlerin -en hafif ifadeyle- kabahatidir.
Halen çok eksik var; hayat ve mücadele devam ediyor. Aşılan her duvar, hep toplumsal hem bireysel anlamda bir başkasını karşımıza çıkarıyor. Tıpkı bilgisayarınız ya da cep telefonlarınızda oynadığınız oyunlarda olduğu gibi; ama “level” atlamak yetmiyor, her zor aşamanın ardından bir başka zor aşamayla daha yüz yüze geliyorsunuz.
“Engelli” kavramı her geçen yıl daha da genişletilmekte. Diyaliz hastalarının yanı sıra bazı süreğen hastalıklardan mustarip kişiler de artık engelli sayılmaktalar. Bu itibarla engellilere yönelik hizmetlerin artması gereğinden öte, her engel grubuna yönelik farklı hizmet çeşitliliğinin sağlanması gerektiği de ortadadır.
Zor şartlara rağmen, -doğuştan ve sonradan- çoğu engelli, tahsil yaptı, okudu, okumakta. İş buldular, çalıştılar, çalışmaya devam ediyorlar. Her çalışan insan için senenin belli dönemlerinde tatil yapmak önemli bir olgudan öte, ciddi bir ihtiyaç.  Tatil demek, stresten uzak ve fiziksel olarak en rahat edebileceğiniz bir ortamda bir anlamda “zihinsel detoks” yapmak demek. Bu sebeple her çalışan insan, tatil yerini ve şeklini seçerken buna göre davranır. Engelli bir bireyseniz, engelinizin türü ve sizin özel durumunuza göre devreye daha farklı parametreler giriyor. Konaklayacağınız mekânın birinci katta odası olsa dahi giriş çıkışınıza uygun mu, çok katlıysa asansör var mı, uygun genişlikte mi? Giriş merdivenliyse uygun eğim ve genişlikte rampası var mı? Yaşam alanları, odalar, banyo, tuvalet, tekerlekli sandalye ile hareketiniz için uygun ebatlarda mı? Denizden, havuzdan faydalanmanız için uygun şartlar sağlanmış mı?
Şehirlerde karşımıza çıkan sorunlar, tatil mekânlarında, otellerde de karşımıza çıkıyor şüphesiz. Kullanmaya kalktığınızda kafa göz yarmanızın içten bile olmadığı, ölümcül eğimdeki –var mı var- zihniyetiyle yapılmış rampalar (ideal eğim %6’yı geçmemelidir), asla sığamayacağınız 3-4 kişilik dapdaracık asansörler (en az 6-8 kişilik olmalıdır), gereksiz eşikler engellere engel katmaktadır.
Peki, çözüm ne? Aslında çok zor değil!
Tatil mekânları (otel, motel, pansiyon vs) konusunda ortalama bir engelli için uygun standartları belirleyip bu standartlara uymayanlara ruhsat vermemek, mevcutlara süre verip duruma göre ruhsatlarını askıya almak ya da tümden iptal etmek, modern dünyanın öteden beri işlettiği bir çözüm sistemi.
Bizde işler mi?
Uygulanırsa elbette! Kanun koyucu, engellilere uygunluk konusunda yıllar önce çıkardığı kanunda kamu ya da özel tüm kurumlara yaptığı ithafla, “kurumlarınızı yedi yıl içinde uygun hale getirin yoksa ceza keseceğim” demişti hatırlarsanız. Ne mi oldu? Süre çoktan doldu ama hâlâ uygunsuz binalar hem çok hem de de bunların önemli bir kısmı kamuya, yani kanun koyucuya ait.
Şimdi ne olacak? Belirsiz!
İnsan hayatının ve insan haklarının en basit ve standart aşamasıdır okula gitmek, yetenekleri ölçüsünde meslek edinmek ve az çok ekonomik yetkinlik kazanıp kendi hayatını kazanmak. Kısaca yaşamanın temeli budur aslında; bu temel üzerine ne inşa edeceğiniz –elbette engelsizseniz- size kalmıştır.
Engellilerin bu temel aşamalara dahi erişiminin bugün bile çok zor olduğu düşünüldüğünde, “engelli otobüsü, engelli parkı, engelli tatil köyü” gibi ucubelerle ayrımcılığın daniskasının yapıldığı bir ortamda birilerinin sürekli sözüm ona ayrımcılıktan söz etmeleri ve başka birilerinin de bunlara teşne olması acı acı güldürür beni oldum olası.
Bireysel anlamda hayata dair her şeye sahip olma yolunda aslında hiçbir engeli yokken, “başarmamak” için elinden ne geliyorsa yapan, ‘ben yatayım, devlet versin’ zihniyetindeki asalak insan modeli zaten öteden beri “antipatik” gelmiştir bana. Hele ki asıl sorun inançsal alt yapıya sahip feodal yapının bizzat kendisi iken!
“Herkes gibi, herkesle beraber” yaşamak için çalışan, çabalayan, üreten engelli bireylerin çabası, gayreti mesafe kat ettikçe artmaya devam edecek. Mücadelenin hız kazanması, kazanımların çoğalması için, toplumsal destek olmazsa olmaz bir gereklilik.
Birçok gelişmiş ülkede engelliler kazanımlarını elde ederken, engelleri aşarken yanlarında hep engelsiz insanların olduğunu biliyoruz.
Peki, Türkiye’de?
Alper Şirvan
Kaplıkaya/Bursa

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder