9 Eylül 2019 Pazartesi

Cerebral Palsy (Serebral Palsi) ve Eğitim


İnsan Hakları Beyannamesi 26.maddesi şu cümleyle başlar: Herkes eğitim hakkına sahiptir.
Hayat, ne yazık ki bembeyaz kağıtlara yazıldığı gibi yaşanmıyor. Siz istediğiniz kadar toplanın, kurumlar oluşturun, kanunlar koyun ya da konulmasını sağlayın, yapılması gerekenler hayata geçmedikten sonra ne yazık ki anlamı yoktur. Bilinç, bireysel, toplumsal ve kamusal (kanun koyucu ve işletici erk) sacayağına oturup yerleşik hale gelmedikçe nihai çözüme ulaşmak zor. Biz yine de söylemeye, yazmaya devam edelim.

Malum, 2019-2020 eğitim-öğretim yılı içinde bulunduğumuz ay içinde başladı.
Bütün engel gruplarında olduğu gibi eğitim, Serebral Palsi ile yaşayan çocuklarımız için de sorunlu bir alan… Okullara erişim, okulların fiziksel yetersizliği, okul yönetim ve öğretmenlerinin bu konuda hazırlıklı olmamaları en başat sorun olmakla beraber, günümüzde bilhassa Serebral Palsili evladı olan ailelerin, evlatlarının durumu ne olursa olsun, ısrarla “eğitim” talepleri olması şahsen beni umutlandırmaktadır. Çünkü, hak, onu talep edenlerin ısrarıyla yerini bulur.
Başlayan bu yeni eğitim-öğretim yılında sokaklar, servisler ve sınıflar yine öğrencilerle dolacak. Ama yine başta CP’liler olmak üzere engelliler oralarda ya hiç olmayacak ya da parmakla gösterilecek kadar az sayıda olacaklar.
Yine sokakları dolduran hiçbir servisin rampası ya da asansörü olmayacak. Okul servislerini bir kenara bırakın, rehabilitasyon hizmeti veren kurumlara ait servisler de dahi var mı ki?
Cerebral Palsy, hep söyleyegeldiğimiz gibi, çeşitlilik gösteren bir engel türü… Hareket kabiliyetinin neredeyse hiç olmadığı durumlarla beraber, fiziksel duruma zihinsel, konuşma, işitme, görme gibi başka yetersizlikler de eşlik edebilmektedir.
Elbette ideal olan, engelli-engelsiz çocuklarımızın, fiziksel durumlarından bağımsız olarak yaş ve zihinsel seviyelerine göre aynı okul ve sınıflarda eğitim görmelerinin sağlanmasıdır. Ama yukarıda bahsettiğimiz sebepten her zaman mümkün olmayabilmektedir.
80’li yılların şartlarında, zor da olsa, 5.sınıftan itibaren de olsa, tekerlekli sandalye kullanıcısı bir Serebral Palsili olarak, yaşıtı engelsiz çocuklar ile aynı okullarda tahsil yapabilmiş ve devamında bunu akademik boyuta taşımış bir birey olarak, fiziksel durumu ne olursa olsun yeterli zihinsel seviyede olan tüm engellilerin herkesin gittiği okullarda yaşıtları ile beraber eğitim almasından yanayım.
Bu şekilde hem engelli hem engelsiz çocukların sosyal gelişimlerinin olması gerektiği gibi gerçekleşeceğini, hem de ‘birlikte yaşamak’ gibi kâğıt üzerinde güzel duran kimi kavramların gerçekten hayata geçebileceğini düşünüyorum. Bu konuda, mimari engelleri kaldırmak gibi, erişimi kolaylaştırmak hatta desteklemek gibi, eğitim kadrosunu eğitmek gibi azami şartları sağlamak, kanun koyucu ve işletici gücün mutlak görevidir.
Peki ya zihinsel anlamda yaşıtları ile aynı düzeyde olmayan çocuklarımız?
Bu noktada da “özel eğitim” gündeme geliyor. Özel eğitimden kastımız, bireyin gelişiminde uzman tarafından yapılan değerlendirme sonucu yaşıtlarından belirgin düzeyde farklılık olduğu tespit edildiğinde, bireyin özel gelişim ve öğrenme ihtiyacına yönelik hazırlanan eğitim programıdır.
«Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı kamu, özel okul ve kurumlarda özel eğitim bölümü mezunu öğretmenlerin yetersizliği temel bir sorundur. Türkiye’de en çok öğretmen açığı olan bölümler sıralamasında özel eğitim öğretmenliği ilk sırada gelmektedir. Şu an için ülkemizde yirmi bin civarında olan özel eğitim öğretmeni açığı varken, her sene mezun olan özel eğitim öğretmenlerinin yarıdan fazlası atama beklemektedir. Özel eğitim öğretmeni açığını kapatabilmek için diğer branşlardan mezun olan öğretmenlere kurslar verilmektedir. Bu öğretmenlerin özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilere kaliteli ve doğru eğitim vermeleri beklenemez. »*
Bu noktadaki sorun, özel eğitim ders saatlerinin belirlenmesinde çoklu engel grubunun dikkate alınmaması, RAM raporuyla tek kurumdan faydalanmanın dezavantajı, özel eğitim kurumlarına gidemeyen çocukların özel eğitim hakkının engellenmesi ve genel anlamda eğitimde kısıtlayıcı uygulamaların olması* gibi sorunları da beraberinde getirmektedir.
Sorun varsa çözüm de vardır elbet… Çözümün en büyük adımının konunun tüm paydaşlarının “çözüm odaklı olarak” bir araya gelmeleri olduğunu düşünüyorum.
Herkes gibi, herkesle beraber yaşamanın başlangıç noktası eğitimdir. Hayat, bu temel üzerine inşa edilir.
Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da havanda su dövmekten artık sıkılmadık mı?



* Yazının bu bölümlerinde SEBİDER (Serebral Palsili Bireyler ve Yakınları Derneği) ve Bursa Spastik Engelliler Rehabilitasyon Vakfı ortak çalışmasından faydalanılmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder