12 Mart 2020 Perşembe

Tanımsız


Yürüyemeyen, Cerebral Palsy’li bir engelli olarak kendimi bildim bileli sokaklardayım. 1994 yılından bu yana da akülü tekerlekli sandalyemle... 2002 yılında gittiğim Almanya’nın Nürnberg şehrinde daha ilk gün, istisnasız karşılaştığım herkes beni şu şekilde uyarmıştı:
“Burada tekerlekli sandalyeler ‘yaya’ olarak tanımlanmıştır. O yüzden yola inmek kesinlikle yasak! Kaldırımda bisiklet yolları da var. Diğer bütün yayalar gibi sen de bisiklet yoluna girmeden kaldırımı kullanacaksın.”
O an ülkemi düşündüğümde hüzünlenmiştim. Çünkü ülkemde benim kullanabileceğim durumda bir kaldırım yoktu. O sırada çalışmakta olduğum iş yerime akülü sandalyemle “taşıt yolunu” takip ederek gidip geliyordum.
Kaldırımlar çoğu zaman yüksek, dar ve geçişleri rampasız, rampası olsa bile kullanışsızdı. Bu duruma mı üzüleyim, yoksa taşıt mıyım, yaya mıyım tanımlanmamasına mı yanayım; bilememiştim. Bunun da ötesinde, insanların sert ve istisnasız uygulanan yaptırımlarla nasıl ‘hizaya getirildiklerine’ bizzat şahit olmuştum.

Gel zaman git zaman yıllar geçti. Yaldızı parlak kanunlar, yanlışlarını, eksiklerini görmemizi engelleyecek kadar göz kamaştırıcı şekilde reklam yapılarak çıkartıldı. ‘Çok şey yapıldı,’ dendi. Bir zamanların çağ atlayanlarından bile ileri gidenler oldu.
Şimdi aynı güzergâhta fakat iki katı mesafede bir başka işte çalışıyor, işime yine akülü tekerlekli sandalyemle gidip geliyorum. 2002-2020… Dile kolay; tam 18 yıl geçmiş aradan. Ben yine yollarda “tanımsız” olarak dolaşmaktayım. Bu süre zarfında kaldırımlar, bir belediye geleneği olarak defalarca düzenlendi ama hiçbir düzenlemede –oldu mu oldu kabilinden, imzalanan uluslararası anlaşmaların doğurduğu mecburiyetten, göstermelik ve eğimi uygunsuz rampalar hariç- benim durumumdaki insanların kaldırımları kullanabilmeleri düşünülmedi. Sözün kısası, masal tekerlemesi gibi oldu her şey: “Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik… Sonra dönüp arkamıza baktık ki, bir arpa boyu yol gitmişiz.”
İşe gidip gelirken hafta içi her gün evime 1 km. mesafedeki yolu tekerlekli sandalyemle kat etmekteyim, dediğim gibi... Ana caddede trafik yoğun olduğu için ara yolları tercih ediyorum, ama o ara yola 500 metre mesafeyle ulaşırken yine cadde geçmek zorundayım. Trafik ışıklarında araçlarla birlikte durup beklerken, ben kendimi “araç” olarak tanımlasam da resmî bir tanımlama olmadığı için yaşayacağım en ufak bir sorunda “suçlu” kim? Tanımsız!
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununu inceledim, kendimi bulamadım. Bilen, bulan varsa paylaşsın lütfen… Bana en yakın ifade ilgili kanunun 77. maddesi, diyor ki:
“Bu kanun açısından çocuk, hasta ve sakatlara ait motorsuz taşıtların sürücülerine, yayalarla ilgili hükümler uygulanır"
Peki, akülü (dikkat edin, motorlu demiyorum) tekerlekli sandalyelerin durumu ne? Zira akülü tekerlekli sandalyelerin tanımlanması hakkında da durum net değil… Deniyor ki: “Motorlu sandalye deyimi yanlış kullanılan bir deyim. Akülü sandalye ya da motorlu sandalye dediğimiz şey basit bir dinamoyla çalışır. Bu durumda motorlu araç statüsüne girmemesi gerek (hoş girse de mevcut duruma göre bunu o kapsamda değerlendirmek çok yanlış olur) ve mobiletle motosiklet arasında da bir ayrım var trafikte. Çünkü motosikletin mobilete göre motor yapısı çok farklı; en azından biri vitesli, diğeri değil.”
Buyurun buradan yakın! Tam bir keşmekeş! Çözüm: Trafikteki insanların iyi niyeti. Şimdilik…
Hayata dâhil olmaya, sloganlaştırdığım haliyle “herkes gibi, herkesle beraber yaşamaya” dair birçok toplumsal eksiklik ve bağlı konu var, yazmakla, ifade etmekle bitmeyen…
Mesela…
Hepinizin ayakkabısı, dışarda gezmek için kullandığı ayağınıza giyeceğiniz ‘uygun ölçülerde’ bir giyeceği illaki vardır. Yürüyebilen biri için ayakkabının önemi 1 ise bir tekerlekli sandalye kullanıcısı için tekerlekli sandalyesi milyon kat daha fazla önemlidir.
Bununla birlikte, çoğu insanın, işlevi sadece sizi bir yerden bir yere götürmek olan ve sadece keyfi bir özellik taşıyan otomobillerine “kutsal varlık” muamelesi yaptığını da biliyorum. Ergonomik açıdan kişiye özel olması gereken tekerlekli sandalye konusunda engellinin “İşimi görsün; yeter” demek zorunda bırakıldığı bir dünyada, otomobillere yüklenen bu ‘kutsallık’, bana öyle boş ve anlamsız geliyor ki…
Kaldı ki, o teneke yığınları için dört bir yerde türlü türlü servis varken, ben ve benim gibi tekerlekli sandalye kullanıcısı insanların olmazsa olmazı tekerlekli sandalyelerimizin yaygın servis imkânı olmayışının, bozulduğunda çaresizce uğraştığımızın, tamir etmenin/ettirmenin şans olduğunun, imkânı olanın yeni tekerlekli sandalye almak zorunda kaldığının, olmayanın eve kapandığının, kapanmak zorunda kaldığının…
Farkında mıyız?
Alper Şirvan /12.03.2020

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme