7 Mayıs 2017 Pazar günü, Türkiye
Spastik Çocuklar Vakfı (TSÇV), bünyesinde yer alan akademik kurul (Doç.Dr. Baki Umut Tuğay, Doç. Dr. Mehmet
Cenk Gürbüz, Dr. Nihan Hande Akçakaya) ve diğer uzmanlarla beraber, Bursa
Büyükşehir Belediyesi’nin katkıları ile Bursa’da “Konumuz: Cerebral Palsy” başlığı
ile uzman ve aile seminerleri düzenledi.
Sabah ve öğleden sonra olmak üzere iki
oturumda, sabah konuyla ilgili uzmanlara; öğleden sonraysa ailelere yönelik verilen
seminerlere katılım az olmasa da böylesi bir etkinliğin daha geniş
kitlelere ulaşmasının toplumsal bilinç ve bilgi/tecrübe paylaşımı açısından
önemli olduğunu düşünüyorum.
Öncelikle bütün katılımcılara hoş
geldiniz demek istiyorum. Sizlerle
paylaşmak istediklerimle bağlantılı olması sebebiyle kendimi tanıtarak
sözlerime başlıyorum.
Adım Alper Şirvan. Öğretmen bir anne babanın ilk çocuğuyum. Evli
iki kız kardeşim var. Bekarım ve anne-babamla beraber yaşıyorum. Doğuştan
birlikte yaşamak mecburiyetinde kaldığım cerebral palsy sebebiyle gördüğünüz
gibi tekerlekli sandalye kullanıyor ve sağ elimi kullanamıyorum.
1973 doğumluyum. İlkokul çağlarımdaki
ülke şartlarından dolayı ilkokula gidemesem de sınıf öğretmeni olan annem evde
okuma yazmayı öğretti bana… 5.
sınıf yaşıma geldiğimde “ille de okul” dememin
ardından o dönemde iki aylık periyotlarla fizik tedavi için devam ettiğim
İstanbul Acıbadem’deki Spastik Çocuklar Derneği’ndeki uzmanların “evet bu çocuk okumalı” şeklindeki ifadelerinin
ardından okul maceram başlamış oldu.
Bilindiği gibi Türkiye’de bir süredir spor salonları da branşa göre inşa
edilmeye başlandı. Bu sebeple, yepyeni “basketbol salonları- voleybol
salonları” hizmete girerken, bir büyük eksiklik olarak hiçbir salonda
engellilerin kaliteli bir biçimde, önleri kapanmadan, seyir zevkinden
ödün vermeden maç seyredebilecekleri bir tribün mevcut değildi.
Çabalar karşılığını buldu ve Türkiye basketbol sahalarının ilk engelsiz tribünü Tofaş Spor Salonu’nda hayata geçti.
Engelli bireylerin sosyal hayatın ve sporun içinde daha çok yer
almalarını desteklemek amacıyla başlatılan bu hareket ve kurulan tribün,
4 Aralık Pazar günü Tofaş Spor Salonu’nda oynanan Tofaş -Fenerbahçe maçında hizmete açıldı.
4 Aralık Pazar günü Tofaş Spor Salonu farklı bir maça ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin ilk engelsiz basketbol tribünü, ‘Haydi Maça Gel’ hareketi ile sporseverlerin hizmetine açıldı. Tofaş-Fenerbahçe arasında gerçekleşen maçla hizmete açılan tribüne engelli arkadaşlarımız büyük ilgi gösterdi.
Herkes gibi, Herkesle beraber
Maça gelen her engel grubundan arkadaşlarımız, maç öncesinde, iki
takımın sporcuları eşliğinde sahaya çıktı. Ellerinde ‘Haydi Maça Gel’
pankartı ile sahaya çıkan sporseverler, Tofaş Spor Salonu’nu dolduran 6
bin 800 izleyicinin alkışları ertesinde maçı engelsiz tribünden “herkes
gibi, herkesle beraber” izledi.
Bu tribünün hayata geçme sürecini ve tribün deneyimimi sizlerle paylaşmak isterim.
Genelde yüksek tavan özel otomobilime
tekerlekli sandalyemle direkt binip seyahat ettiğim için Bursa’daki metroyu (halkın dediği şekliyle “treni”) denemek
nasip olmamıştı.
Seyretmek istediğim filmin Korupark’ta bir engelli olarak
ulaşabildiğim salona geldiğini öğrenince -ki
Bursa’daki sinema salonlarının engelliler açısından içler acısı durumu başlı
başına bir yazı konusu- bu vesileyle “treni”
denemek istedim.
19 Aralık 2015 Cumartesi günü babamla
beraber Kaplıkaya’daki evimizden otomobilimize binip Metro Arabayatağı
istasyonu yakınlarına park ettik. İstasyona asansörle ulaştık. Asansör standartlara uygun genişlikte ve
hızdaydı fakat bu asansörün yeni olduğunu, halen bazı istasyonlarda mevcut eski
asansörlerin yetersiz olduğunu öğrendim.
Tren (metro) geldi ve kapısı açıldığında çok şaşırdık çünkü
hemen hemen her vagonda tekerlekli sandalye işaret olmasına karşın istasyonla
vagon arasında yükselti farkı olduğunu gördük. Babamın yardımıyla güç bela da
olsa binebildim.
16-Mart-1998
12-Şubat-2006 tarihleri arasında Bursa Büyükşehir Belediyesi`ne bağlı
huzurevinde çalıştım. Huzurevinde çalışmak, bilinçli bir tercih değildi, aksine
istemeye istemeye kabul ettiğim bir işti. İçinde bulunduğum şartlar, huzurevine
savurmuştu beni…
Huzurevinde
çalıştığım sekiz yıllık süreçte, aynı yemekhanede yemek yeyip asansörde
selamlaşıp ertesi gün ya da çok daha kısa süre içinde vefat eden oldukça fazla
sayıda yaşlı tanıdım. Hatta sekiz yılda insanların adım adım yaşlılık ve hatta
hastalık süreçlerini gözlemledim. İnsan hayatını hep bir piramide benzetiyorum.
İnsanoğlu, doğduğunda piramide çıkış başlar.Herkesin tepe noktası ya da tepeye varış hızı farklı olabilir. Tepede
insan ne kadar süre kalır bilinmez ama iniş kaçınılmazdır. Bazen hızlı, bazen yavaş… Ama iniş tamamlandığında
insanın bu yolculuğa başlangıç noktasındaki kişiden tek farkı, ardında
bıraktığı mesafedir, o kadar…
Ayşegül Domaniç Yelçe hanım çok önemli bir konuyu gündeme getirmiş
Hürriyet gazetesinde... Hem bu konuyu gündeme getirdiği, hem de yazımı
kullandığı için teşekkür ediyorum kendisine...
Olumlu gelişmelerin gerçekleşmesi dileği ile Ayşegül hanımın köşesini bloğumda paylaşıyorum.