19 Mart 2020 Perşembe

CORONA İLE FARK ETMEMİZ ŞART MIYDI?

Corona günlerindeyiz. Yaklaşık on gün önce görülen ilk vakadan bugüne (19.03.2020) kadar geçen sürede vaka sayımız arttı, bu yazıyı yazdığım saatlere kadar gelen bilgiye göre iki vatandaşımızı kaybettik.
            Çok uzun yazmayacağım bu hafta. Şu son dokuz-on gün dahi toplumsal olarak ne kadar önemli olduğunu fark ettiğimizi gözlemlediğim bazı şeyleri paylaşmak istiyorum sadece.
            En başta, hayatın, yaşıyor olmanın, sağlıklı bir nefes almanın, evden çıkabilmenin ne büyük bir “lüks” ve “ayrıcalık” olduğunun, bir işe sahip olup çalışıp üretiyor olmanın önemini fark ettik.
            Daha sonra…

12 Mart 2020 Perşembe

Tanımsız


Yürüyemeyen, Cerebral Palsy’li bir engelli olarak kendimi bildim bileli sokaklardayım. 1994 yılından bu yana da akülü tekerlekli sandalyemle... 2002 yılında gittiğim Almanya’nın Nürnberg şehrinde daha ilk gün, istisnasız karşılaştığım herkes beni şu şekilde uyarmıştı:
“Burada tekerlekli sandalyeler ‘yaya’ olarak tanımlanmıştır. O yüzden yola inmek kesinlikle yasak! Kaldırımda bisiklet yolları da var. Diğer bütün yayalar gibi sen de bisiklet yoluna girmeden kaldırımı kullanacaksın.”
O an ülkemi düşündüğümde hüzünlenmiştim. Çünkü ülkemde benim kullanabileceğim durumda bir kaldırım yoktu. O sırada çalışmakta olduğum iş yerime akülü sandalyemle “taşıt yolunu” takip ederek gidip geliyordum.
Kaldırımlar çoğu zaman yüksek, dar ve geçişleri rampasız, rampası olsa bile kullanışsızdı. Bu duruma mı üzüleyim, yoksa taşıt mıyım, yaya mıyım tanımlanmamasına mı yanayım; bilememiştim. Bunun da ötesinde, insanların sert ve istisnasız uygulanan yaptırımlarla nasıl ‘hizaya getirildiklerine’ bizzat şahit olmuştum.

5 Mart 2020 Perşembe

'Empati' kavramını ürettik; peki ya şimdi?


Nasreddin Hoca bir yaz gecesi damda yatarken, artık ne olduysa olmuş, damdan aşağı düşüvermiş.
Gürültü patırtı derken, Hoca’nın başına toplanmışlar. İçlerinden biri:
– Hocam, hâlin nicedir; ne yapalım, deyince:
– Tez, demiş, bana bir damdan düşen getirin. Hâlimden ancak o anlar!

27 Şubat 2020 Perşembe

Aynandaki ben, ben miyim?

Günümüz dünyasında bir şarkıda dendiği gibi, “maskeli bir balonun sahte yüzleri” edinilerek yaşanması bir yana, hepimizin bir “gerçek varlığı” bir de “algılanan tarafı” vardır.
Yani aslında “maske takıp sahte yüz edinmek” gereksizdir. Girdiğimiz her toplulukta birileri bizi kendisince bir yerlere koyacaktır, koyuyor da zaten. Ben bunu -halen var mı bilmiyorum- lunaparklardaki sihirli aynalarla dolu bölüme girmeye benzetiyorum. Buralarda aynaların hepsi yapısal olarak farklıdır. Kimi bizi şişman gösterir, kimi çok zayıf… Kimine göre uzunuzdur, kimine göre kısa… Kimi için ya kafamız ufak/büyük görünür, kimi için ayaklarımız… Hatta bazen aynadaki yansımamıza bakıp dehşete dahi düşeriz. Nihayetinde, her ayna, yapılış özelliğine göre bizi yansıtır.
İnsanlar da böyledir. Herkes, kendi yapısı, yaradılışı gereği hayata baktığı açıdan karşısındakini görür ve yansıtır.
Peki ya engelli birey algısı?

20 Şubat 2020 Perşembe

Her Engellenen Birey "Aktivist" Olmak Zorunda Mı?

Engellenen insanlar ve yakınlarının dernekleşme çabaları, 90’lı yıllardan itibaren hız kazandı. Gelin görün ki, “ne için dernekleşmeliyiz?” sorusuna net bir cevap verilemediği için ne o gün ne de bugün süreci işletmek mümkün olamadı.
Sürecin işlememesi ve olayın “nasıl yapılır?” tarafındaki belirsizlik, nitelik olarak değilse bile nicelik olarak derneklerin çoğalmasını da beraberinde getirdi.
Öte yandan engellerle, sorunlarla cebelleşen bireyin, sorunlarını çözme konusunda çoğunlukla tek başına kalması, şu soruyu da gündeme getirdi, getirmeye de devam ediyor ister istemez: “Ülke çapında bunca dernek, bunca oluşum neden var?”
 Örgütlü Toplum”  yapısını örnek aldığımız gelişmiş ülkelerde, muhataba problemi aktarmanın bir kanalı olarak algılanan ve o şekilde iş gören bu oluşumlara hükümetten bağımsız kuruluş demek olan NON-GOVERNMENTAL ORGANIZATIONS (NGO) adı verilmiştir. Dolayısı ile bu tür dernek ve oluşumların hükümetle yani icranın başındakilerle ilişkileri olmadığı gibi, hükümete karşı daima protest bir tavır içinde olurlar. İki tarafın terazinin aynı kefesinde yer alması, eşyanın tabiatına aykırıdır. Çünkü aksi halde şikâyet edeceğimiz makamla, şikâyet edilenin aynı olması, taleplerin oluşması ve icraya dönüşmesinde sıkıntılar yaratacaktır.
Başa dönersek, olması gerekenle hayatın gerçeği ne yazık ki her zaman birbirini tutmayabilir. Önce tespitlerimizi ortaya koyalım.

12 Şubat 2020 Çarşamba

14 Şubat ve “Sevgi Her Engeli Aşar” Mı?


­­


                “Sevgi her engeli aşar!”
                Aşılamayan, aşılamadığı için halının altına süpürülen sorunlarla her karşılaşıldığında söylenen klişe cümle… Sorumluluk duymadan, somut olan problemin çözümünü, soyut olandan bekleme hastalığının engellenen bireyler dünyasındaki iz düşümlerinden sadece biri.
                Bu klişe, ailelerin, toplumun ve kamusal yönetimin engelli bireye yaklaşımı bağlamında da değerlendirilebilir ama ben bu yazımda konuyu “14 Şubat” bağlamında ele alacağım.