2 Ekim 2019 Çarşamba

Alper Şirvan İmza Günü 5 Ekim 2019 Bursa Kent Meydanı D&R Mağazası



5 Ekim 2019 Cumartesi Saat 15.00’te Bursa Kent Meydanı D&R Mağazasında gerçekleşecek olan imza günüme herkesi beklerim efendim.
“Gerçeği anlatmanın en adil yolu, efsunlu bir hayale sarmalamaktır bazen ve farkına varmak, en iyi başlangıçtır!”
#MaviOrkide #CerebralPalsy #SerebralPalsi @CerebralPalsyTR #CerebralPalsyninFarkındayız #yeşilgiy #DünyaCerebralPalsyGünü #WorldCPDay #TRCerebralPalsyFarkındalıkGrubu #CP

19 Mayıs 2019 Pazar

Alper Şirvan Kimdir?


   
Manisa Saruhanlı doğumluyum. 'Cerebral Palsy' ile yaşayan bir bireyim. Tekerlekli sandalye kullanıcısıyım. Sağ elimi kullanamıyorum.
     İlkokulu sadece 1 yıl okuyarak bitirdim. Okuma yazmayı ilkokul öğretmeni olan annem, evde öğretti. 4 yıl boyunca evde olabildiğince müfredatı takip ettik. Ben “ille de okuyacağım” diye tutturunca, dahası girdiğim sınavda “ilkokuldan mezun olabilir” hükmü verilse de 1 yıl dahi olsa ilkokul öğretmeni görme arzumda direttim. 1984-85 öğretim yılında, İhsan Dikmen 2. İlkokulunda şansıma, bir yılda iki öğretmen görerek, (Yıldız Coşkun ve Demet Tanır) mezun oldum.
     Orta ve lise öğrenimimi, öğretmen olan babamın görev yaptığı okullarda tamamladıktan sonra, yine babamla beraber gidip gelerek, Uludağ Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı Bölümünü 1995 yılında derece ile bitirdim.
     1998’de başlayıp kamu ve özelde aralıksız devam eden çalışma hayatımın ardından, 15 Eylül 2020 tarihinde Bursa İl Sağlık Müdürlüğünden emekli oldum. Mesleki kariyerime halen serbest olarak devam etmekteyim.

14 Şubat 2019 Perşembe

Mavi Orkide (Alper Şirvan'ın İlk Romanı) : Efsunlu Bir Hayalde Gerçeğin En Adil Biçimi


Öncelikle her ne kadar www.alpersirvan.com web sitemden hakkımdaki detaylara ulaşabilir olsanız da bu yazı özelinde kendim hakkında özet bilgi vereyim:
1995 yılında Uludağ Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı Bölümünü bitirdim. O gün bugündür halen kullanılmakta olan onlarca yazılımı üreten bir programcı olmakla beraber Cerebral Palsy (serebral palsi) ile yaşayan, tekerlekli sandalye kullanıcısı bir bireyim.  
1998 yılında başlayıp kamu ve özelde aralıksız devam eden iş hayatıma, halen Sağlık Bakanlığı'na bağlı Bursa Yıldırım İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Sağlıklı Hayat Merkezi - KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi)’de -her ne kadar Bilgisayar İşletmeni kadrosunda olsam da- fiilen Bilgisayar Programcısı olarak devam etmekteyim.
Çocuk yaşlarda başlayan “kendini yazarak ifade etme” serüvenim, ilk kitabım “Issız Bir Sevda” ile bedenlendiğinde 1996 yılıydı. Büyük bir heyecan, kitapçı bir ağabeyimin desteği ve kendi imkanlarımızla yayımladığımız “Issız Bir Sevda” bir buçuk yıl gibi bir sürede o günün şartlarında ciddi bir satışa ulaşmıştı. Hoş, ulaşmasaydı da ben yazmaktan, üretmekten vazgeçmeyecektim. Çünkü yazmak, yazarak kendimi ifade edip üretmek benim hayat biçimim…

10 Haziran 2018 Pazar

Ronaldo mu, Messi mi?


Aslında bana göre elma-armut kıyaslaması kadar anlamsız bir kıyaslamadır Ronaldo mu, Messi mi kıyaslaması... Sebebini yazının sonunda söyleyeceğim. Önce bu iki futbol yıldızını yakından tanımaya çalışalım:
Ronaldo… Yoksul bir ailenin yetenekli oğlu olarak doğar. Futbola olan yeteneği onu henüz 7 yaşındayken Andorinha kulübüne taşır.
İlk antrenörlerinden Francisco Afonso kendisi için şunları söyler: "Başından beri onda özel bir şeyler vardı, bunu görebiliyordunuz. Küçüktü ama çok azimliydi. Defans olarak başladı ama kısa süre içinde farklı yerlere geldi. İki ayağını da çok etkili kullanabiliyordu. Teknik ve çok hızlıydı. En önemlisi de antrenmanları asla aksatmadı. Her zaman topu isteyen oydu. Futbol onun her şeyiydi ve eğer oynayamıyorsa çılgına dönüyordu."
Ronaldo, süreçte mükemmel fiziği, doğuştan gelen yeteneği ve çalışma azmiyle bugün dünyada futbola ilgi duyan hemen herkesin saygı duyduğu yıldız bir futbolcu olmuştur.

4 Mayıs 2018 Cuma

Rüya Gerçek Olana Kadar


Dünyaya engelli olarak gelmiş olmasına ve her tür engele rağmen akademik kariyer yapmış bir engelliyim.

Çocukluğum ve bilhassa ilk gençlik yıllarım, televizyonda “engelli çocuklarınızı saklamayın, sokaklara çıkın, engelli çocuğunuz sosyal hayatın içinde olsun” anonslarını dinleyerek geçti. Her ne kadar ben, ailemin katkıları ile üniversite bitirecek kadar hayatın içinde olsam da onlar bu anonsları yapmakta haklılardı. “Engelli evladı saklamak”, önemli bir problemiydi ülkemin…
         
Bu anonslar, çok geçmeden hedefine ulaştı. Engelliler, sokağa attılar kendilerini… Onca çağrıyı yapanlar, haklılardı haklı olmalarına ama sokakların engellilere hazır olmadığı çok geçmeden anlaşıldı ve Türkiye’de engelli mücadelesi farklı bir boyut kazanmış oldu.

6 Aralık 2017 Çarşamba

Bir Formadan Çok Daha Fazlası



            Şampiyonluk için 14 yıl bekleyen o neslin bir ferdiyim. En son doğduğum yıl şampiyon olan Galatasaray, tam 14 yıl sonra, yani ben 14 yaşımdayken şampiyon olmuştu. Yani, ben bu armaya gönül verdiğimde kazanılan Türkiye Kupaları hariç lig şampiyonluğu görmemiştim.
            Bu şampiyonluk aynı zamanda, Ali Sami Yen’in “Türk olmayan takımları yenmek” şiarı ile kurulan Galatasaray için ertesi yıl uzun yıllar sonra o zamanki adıyla “Şampiyon Kulüpler Kupasında” oynamak demekti.
            İlk turda Rapid’i eledikten sonra 26 Ekim 1988’de İsviçre’nin N.Xamax takımının karşısına çıktık. İlk maç deplasmandaydı. O gece kaçırdığımız gollerle, sahaya giren teröristlerle, konsantrasyonu dağılan takımın son dakikada 2 gol daha yemesi sonucu maçın 3-0 kaybedilmesiyle bizim için berbat bir geceydi.