1 Ocak 2012 Pazar

Beklenen Sevgiliye Mektup -1-

Adını Bile Bilmediğim Sen;

Bir kelebek misali yıllarca kozamı örmek için didindim durdum. Her şey, gelmesi beklenen “seninle” paylaşılacak gelecek içindi. Sen benim, vücut bulmamış geleceğimdin.

Yaşama gücümü, senin geleceğin günün heyecanından aldım hep... “Nasılsa o gelecek...” diyerek dünyanın bütün azabına, cefasına katlanmaktan geri durmadım. Öyle ya... Senin geldiğin o günü görmek, her şeye değerdi. Engelliydim; fakat asla bir engelli gibi hissetmediğim gibi bir engelli olarak da yaşamadım. Vücudum, beni taşımaktan bile aciz bir araçtan öte bir şey olamadı asla... Ben, asla o olmadım.

23 Aralık 2011 Cuma

Galileo (Galile) : "Eppur si muove" (Ama dünya yine de dönüyor)

- İnternetten Alıntıdır, Yazarı Bilinmiyor -
O zamanlar Pisa Kulesi ne kadar eğiktir bilemiyoruz ama bildiğimiz bir şey var ki bu kent oldum olası eğitim merkezidir. Pisalı Vincenzio hem müzikle, hem matematikle uğraşan, kâh besteler yapan, kâh hipotezler koyan, habire Romalı hocalarla, Floransalı sanatkarlar arasında turlayan ama hiç kaale alınmayan ve parayı bulamayan garibin tekidir. Ama o küçük oğlu Galileo'dan (biz Galile diyoruz) çok ümitlidir.

10 Aralık 2011 Cumartesi

Şike, Teşvik ve İhtiras

     3 Temmuz 2011’de futbolumuzda başlayan süreç, 9 Aralık 2011 günü açıklanan iddianamenin ardından bir başka boyut kazandı. 

     İddianamenin açıklanmasından sonra, Süper Ligimizle ilgili okuduğum yaklaşık 200 sayfadan çıkardığım sonuçlar şunlar:

11 Ekim 2011 Salı

İlk...

Klasik bir sabah... 
Ardından devam eden gün...
Hava ağır mı ağır...

9 Kasım 2010 Salı

Yenmeyen Tavuk ve Milletin Parası (Necmettin Dervent)

 

20140107-002910.jpg

20140106-213156.jpg

Orgeneral Asım GÜNDÜZ

Atatürk’le ilgili iki hatıra nakledeceğim, yazıyı okurken muhakkak ki günümüzle kıyaslayacağız. Yazıyı okuduktan sonra da Atatürk’ü çocuklarımıza,gençlerimize, maalesef O’nu tam manasıyla tanımayanlara, nasıl tanıtırızın cevabını bulmanın kapısını aralayacağız.

İlk hatıra Orgeneral Asım GÜNDÜZ’den, O’nu da yâd etmek için kısaca tanıtmak istiyorum.1880 yılında Kütahya’da doğdu.Harp Akademisi’nde Atatürk’ün sınıf arkadaşıydı.1920 yılında Mustafa Kemal Paşa’nın daveti üzerine Ankara’ya gitti ve Harp Cephesi Kurmay Başkanlığı’na getirildi. İstiklal Savaşı sonuna kadar bu görevde kalan Asım Paşa Büyük Taarruz planının da hazırlayıcılarındandır.
Cumhuriyet devrinde Genelkurmay Başkanlığı’nın kurulmasıyla 2.Başkanlık görevine atanan Asım Paşa emekli olduğu 1946 yılına kadar bu görevde kaldı.14 Ocak 1970’de vefat etti.
          Şöyle anlatıyor Asım Paşa :
          O gün Duatepe’de düşmanın iniltisini sevinç gözyaşlarıyla kutluyorduk. Kolordu Kurmaybaşkanı Hayrullah ( Fişek ), bir akşam yemeği hazırlamıştı. Ortada bir cılız tavuk ile, dört beş dilim siyah ekmekten başka birşey yoktu. Dünden beri ağzımıza en ufak bir lokma girmemişti. Gazi Paşa, İsmet Paşa,Ben, Kazım Bey sofraya bağdaş kurduk. Hayrullah Bey(Fişek), Tevfik Bey(Bıyıklıoğlu), Salih Bey(Bozok) biraz uzaktaydılar. Atatürk,Kazım Bey’e dönerek:
– Erlere yiyecek ne verebildiniz? dedi.Kazım Bey şaşırdı durakladı, Kurmaybaşkanına dönerek:
– Hayrullah Bey,erlere ne verebildik ?  diye sordu.

27 Haziran 2010 Pazar

Yeni Bir Resimden Eskiye Bakmak (Öykü)

     Saat gecenin ikisi... Başladığı işi bitirmeden yatmamayı, kendine garip bir şekilde prensip edineli yıllar olmuştu. Sayısını dahi unuttuğu bir gayretle “son bir defa daha bakayım” dedi ve aradığı kelimeyi yazıp klavyeye hızlıca vurdu.
      Karşısına çıkan üç bin beş yüz yetmiş beş sonucu hızlıca tararken karşılaştığı bir fotoğrafı görür görmez bilgisayar ekranının karşısında donup kaldı. Fotoğraf, anne, baba ve iki şirin kız çocuğundan oluşan bir aile fotoğrafıydı ama anne ona hiç de yabancı değildi. Bu tebessümü hiç unutmamıştı. Tedirgin, temkinli ama derin bakışlara eşlik eden kendinden emin görünme arzusuyla dolu bir gülümseme… 

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Çerçeveli Özgürlük

2002 senesinde “Türk-Alman Özürlüleri Entegrasyon Derneği”nin daveti üzerine derneğin 15.Yıl Kutlamaları çerçevesinde şiirli resim sergisi açmak ve dört şiir gecesine katılmak üzere Almanya’nın Nürnberg şehrine gittim.  
Almanya’ya giderken beni gören herkes, iki dünya savaşı ve bir diktatör tecrübesi yaşamış olmasına rağmen kalkınmış her şeyiyle “mükemmel” bir ülke olduğu düşünülen ve bilhassa niyetleri hiç de iyi olmayan birtakım insanların ifadeleriyle “yaşanılmaz” olan Türkiye’yi bırakıp vatandaşı olarak yaşanılası bir ülkeye gidiyor olmamdan dolayı imrenme dolu bakışlarla baktı.
Hatta birçokları bana; “sen artık gelmezsin” bile dediler. Ben de adeta “ölmeden cennete giderken” orada kalacağım iki hafta süresince Almanya’nın gerek sosyal, gerekse insan yapısını imkânlar dâhilinde incelemek istedim.